ISSN : 1300-2945
eISSN : 1308-9889
Özet - Hidden Cardiovascular Phenotypes in Apparently Low risk Cardiology Outpatients
Haşim Tüner, Yasin Çakıllı, Enes Alıç, Medeni Karaduman, Ali Nail Kaya, Cemre Tuğrul, Shahriyar Rustamov, Özge Özden Kayhan

Haşim Tüner, Department of Cardiology Istanbul Arel University Memorial Bahcelievler Hospital, Istanbul, Türkiye e-mail: hasimtuner@gmail.com

Hidden Cardiovascular Phenotypes in Apparently Low risk Cardiology Outpatients    

Abstract

Background: Patients classified as low risk in routine cardiology outpatient practice are generally assumed to have minimal cardiovascular vulnerability. However, conventional risk assessment focuses primarily on overt clinical events and may overlook early biological, electrical, functional, and structural abnormalities. Whether a limited set of clinically key associated factors an explain subclinical cardiovascular vulnerability in apparently low-risk outpatients remains unclear.

Methods: This retrospective observational study included 476 adults aged 18–75 years evaluated in a cardiology outpatient clinic. Patients with established cardiovascular disease or major cardiac comorbidities were excluded. Routine outpatient data encompassing clinical characteristics, laboratory findings, electrocardiography, exercise treadmill testing, and transthoracic echocardiography were reviewed. Subclinical cardiovascular vulnerability was defined as the presence of at least one abnormality across inflammatory, electrical, functional, or structural domains. Multivariable modeling was performed with emphasis on identifying clinically dominant determinants of subclinical cardiovascular phenotypes.

Results: Subclinical cardiovascular vulnerability was identified in 30.0% of patients. Although multiple clinical, biochemical, and functional parameters were associated with this phenotype, the majority of the clinically relevant signal was driven by a limited subset of variables. Current smoking, ischemic ST-segment depression during exercise testing, and elevated hs-CRP consistently demonstrated the strongest associations, while other factors contributed more modestly to the overall risk profile.

Conclusion: A substantial proportion of cardiology outpatients categorized as low risk exhibit subclinical cardiovascular vulnerability detectable through routine outpatient assessment. While several factors are associated with this phenotype, a small number of key associated factors appear to account for most of the clinically actionable risk. A focused, phenotype-oriented interpretation of simple outpatient markers may improve risk refinement and help identify individuals who warrant closer cardiovascular surveillance despite apparently low estimated risk.

Keywords: subclinical cardiovascular phenotypes; risk misclassification; smoking; exercise testing; inflammation; primary prevention                   

Görünürde Düşük Riskli Kardiyoloji Ayaktan Hasta Popülasyonunda Subklinik Kardiyovasküler Fenotipler

Öz

Amaç: Rutin kardiyoloji poliklinik pratiğinde düşük riskli olarak sınıflandırılan hastaların kardiyovasküler açıdan minimal risk taşıdığı varsayılmaktadır. Ancak geleneksel risk değerlendirme yaklaşımları çoğunlukla belirgin klinik olaylara odaklanmakta ve erken dönemdeki biyolojik, elektriksel, fonksiyonel ve yapısal anormallikleri gözden kaçırabilmektedir. Görünürde düşük riskli hastalarda sınırlı sayıda klinik olarak baskın belirtecin subklinik kardiyovasküler kırılganlığı açıklayıp açıklayamayacağı net değildir. Bu çalışmada, düşük riskli kardiyoloji polikliniği hastalarında subklinik kardiyovasküler kırılganlığın ve bunu belirleyen baskın klinik sinyallerin değerlendirilmesi amaçlandı.

Yöntemler: Bu retrospektif gözlemsel çalışmaya, bir kardiyoloji polikliniğinde değerlendirilen 18–75 yaş arası 476 erişkin hasta dahil edildi. Önceden tanımlı kardiyovasküler hastalığı veya majör kardiyak komorbiditesi olan hastalar çalışma dışı bırakıldı. Klinik özellikler, laboratuvar bulguları, elektrokardiyografi, efor testi ve transtorasik ekokardiyografi verileri içeren rutin poliklinik kayıtları incelendi. Subklinik kardiyovasküler kırılganlık; inflamatuvar, elektriksel, fonksiyonel veya yapısal alanlardan en az birinde anormallik saptanması olarak tanımlandı. Subklinik kardiyovasküler fenotiplerin klinik olarak baskın belirleyicilerini ortaya koymak amacıyla çok değişkenli analizler yapıldı.

Bulgular: Hastaların %30,0’unda subklinik kardiyovasküler kırılganlık saptandı. Birden fazla klinik, biyokimyasal ve fonksiyonel parametrenin bu fenotiple ilişkili olduğu gözlenmekle birlikte, klinik açıdan anlamlı ilişkinin büyük bölümü sınırlı sayıdaki değişken tarafından belirlendi. Güncel sigara kullanımı, efor testinde iskemik ST-segment depresyonu ve yüksek hs-CRP düzeyleri en güçlü ilişkileri gösterirken, diğer faktörlerin genel risk profiline katkısı daha sınırlı düzeyde kaldı.

Sonuç: Düşük riskli olarak sınıflandırılan kardiyoloji polikliniği hastalarının önemli bir kısmında, rutin poliklinik değerlendirme ile saptanabilen subklinik kardiyovasküler kırılganlık mevcuttur. Bu fenotip ile çeşitli faktörler ilişkili olsa da, klinik olarak eyleme dönüştürülebilir riskin büyük kısmı sınırlı sayıdaki baskın sinyal tarafından açıklanmaktadır. Basit poliklinik belirteçlerinin fenotip odaklı yorumlanması, risk sınıflandırmasının daha hassas yapılmasına katkı sağlayabilir ve görünürde düşük tahmini riske rağmen daha yakın kardiyovasküler izlem gerektiren bireylerin belirlenmesine yardımcı olabilir.

Anahtar kelimeler: Subklinik kardiyovasküler fenotipler; Kardiyovasküler riskin yanlış sınıflandırılması; Sigara kullanımı; Efor testi; İnflamasyon; Birincil Korunma.                                            

Dicle Med J  2026; 53 (3): 595-603

Doi: 10.5798/dicletip.2036268 

Cilt 53, Sayı 3 (2026)