|
Elif Okumuş, Kübra Nur Tutan
Elif Okumuş, Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Mikrobiyoloji Birimi, Van, Türkiye e-mail: drelifokumus@gmail.com
ANA Paternlerinin Dağılımı ve Klinik önemi: Türkiye’nin Doğu Bölgesinde 3744 hastanın Retrospektif analizi
Öz
Amaç: Antinükleer antikorlar (ANA), sistemik otoimmün romatizmal hastalıkların (AARD) tanısında başlıca serolojik belirteçlerden biridir. HEp-2 hücrelerinde indirekt immünofloresan (IIFA) yöntemi, farklı nükleer ve sitoplazmik paternlerin saptanmasına olanak sağlayarak ANA tespitinde altın standart kabul edilmektedir. Bu çalışmada, Türkiye’nin doğu bölgesinde geniş bir hasta kohortunda ANA pozitifliği, patern dağılımları ve klinik tanılarla ilişkisi değerlendirilmiştir.
Yöntemler: Ocak–Aralık 2024 tarihleri arasında ANA testi yapılan 3.744 erişkin hasta retrospektif olarak incelenmiştir. Hastalar klinik tanılarına göre üç gruba ayrılmıştır: ANA ile ilişkili romatizmal hastalıklar (AARD), ANA ile ilişkili olmayan otoimmün hastalıklar (non-ANA-AID) ve klinik tanısı olmayan ANA pozitif olgular (ANA-NC).
Bulgular: ANA pozitifliği genel olarak %14,8 (n=553) oranında saptanmıştır ve kadınlarda (%16,4) erkeklere (%10,0) göre anlamlı derecede yüksektir (p<0,001). Pozitiflik oranı yaşla birlikte artmıştır (p<0,001). En sık gözlenen nükleer paternler homojen (AC-1, %37,8), ince benekli (AC-4, %21,0), DFS-benzeri (AC-2, %16,3) ve nükleolar (AC-8–10, %12,1) olmuştur. Sitoplazmik pozitiflik %3,4 olup, retiküler (AC-21) patern baskındır (%63,3). Patern dağılımları hastalık gruplarına göre anlamlı farklılık göstermiştir (p<0,01).
Homojen patern (AC-1) özellikle sistemik lupus eritematozus (SLE) ve romatoid artrit (RA) olgularında öne çıkmıştır. Sentromer paterni (AC-3) sistemik sklerozda (%60,6), ince benekli paterni (AC-4) Sjögren sendromunda (%61,4) baskındır. DFS-benzeri patern (AC-2) ANA-NC grubunda yüksek oranda (%71,1) görülmüş olup, bu paternin AARD dışlama belirteci olarak kullanılabileceğini göstermektedir.
Sonuç: ANA pozitifliği RA’da sık görülse de, RA tanısında kriter olmamakla birlikte, klinik öneminin belirlenmesi için ileri araştırmalara ihtiyaç vardır. ANA testinin patern bazında değerlendirilmesi, otoimmün hastalıkların ayırıcı tanısında değerli bilgiler sağlamaktadır. Bölgesel hasta dağılımı, yaş ve cinsiyet farkları ile birlikte değerlendirildiğinde, çalışmamız Türkiye’nin doğu kesiminde ANA paternlerinin epidemiyolojisine ışık tutmaktadır.
Anahtar kelimeler: Romatizmal Hastalıklar; Antinükleer Antikorlar; Sistemik Lupus Eritematozus; Romatoid Artrit; İmmünfloresans
Distribution and Clinical Significance of ANA Patterns: A Retrospective Analysis of 3744 Patients in Eastern Türkiye
Abstract
Background: Antinuclear antibodies (ANA) are essential serological markers in the diagnosis of autoimmune rheumatic diseases (AARD). Indirect immunofluorescence assay (IIFA) using HEp-2 cells remains the gold standard for ANA detection, allowing simultaneous evaluation of nuclear and cytoplasmic patterns. This retrospective study aimed to determine the prevalence of ANA positivity, distribution of fluorescence patterns, and their clinical significance in a large patient cohort from Eastern Türkiye.
Method: A total of 3,744 adult patients tested for ANA between January and December 2024 were analyzed. Patients were categorized into three groups: ANA-associated rheumatic diseases (AARD), non-ANA-associated autoimmune disorders (non-ANA-AID), and ANA-positive individuals without a definitive clinical diagnosis (ANA-NC).
Results: Overall ANA positivity was 14.8% (n=553), significantly higher in women (16.4%) than in men (10.0%) (p<0.001), and increased with age (p<0.001). The most frequent nuclear patterns were homogeneous (AC-1, 37.8%), speckled (AC-4, 21.0%), DFS-like (AC-2, 16.3%), and nucleolar (AC-8–10, 12.1%). Cytoplasmic positivity was found in 3.4% of cases, predominantly with a reticular (AC-21) pattern (63.3%).
Pattern distribution varied significantly among disease groups (p<0.01). The homogeneous pattern (AC-1) predominated in systemic lupus erythematosus (SLE) and rheumatoid arthritis (RA), while the centromere pattern (AC-3) was characteristic of systemic sclerosis and the fine speckled pattern (AC-4) was dominant in Sjögren’s syndrome. The DFS-like pattern (AC-2) was mostly observed in the ANA-NC group (71.1%), suggesting its potential role as an exclusion marker for AARD in clinical evaluation.
Conclusion: ANA is not included among the diagnostic criteria for RA, its presence may have clinical implications, warranting further investigation. pattern-based ANA interpretation offers valuable diagnostic and differential insights into systemic autoimmune disorders. Our findings underline the importance of considering demographic factors such as gender and age when interpreting ANA results. This large-scale regional study contributes to the epidemiological understanding of ANA distribution and pattern prevalence in Eastern Türkiye and supports the integration of ICAP-based pattern recognition into routine diagnostic practice.
Keywords: Rheumatic Diseases, Antinuclear Antibodies, Systemic Lupus Erythematosus, Rheumatoid arthritis, Immunofluorescence.
Dicle Med J 2026; 53 (2): 485-491
Doi: 10.5798/dicletip. 1964811
Cilt 53, Sayı 2 (2026)
|